BASINDAN

Çevik şirketlerin ve lider yöneticilerin benzersiz yanları neler?

Büyüklüğün kadar değil, çevikliğin kadar konuş

"Büyük balık küçük balığı yutar" anlayışı tarihe karıştı. iş dünyasındaki son gelişmeler yeni bir kavram yarattı. "Çevik balık, her balığı yutar." Büyüklük - küçüklük, hatta sermaye bile çok önemli değil. Çeviklik, hız, esneklik en değerli beceriler.

Management Center Türkiye ve Barem Research'ün yaptığı çalışmada önde gelen 90 şirketin yöneticileri Türkiye'nin en çevik şirketlerini seçtiler: Turkcell, Arçelik ve Ülker!...

Üç şirket de tüketici ile çok geniş tabanlı bir ilişkiye sahip ve bu nedenle piyasanın nabzını da çok iyi biliyorlar. Karar alırken bürokrasiye boğulmuyorlar. Sık sık yeni ürün veya yeni kampanyalarla ortaya çıkıyorlar.

Bu şirketlerde başarının ortak paydası da işte bu. Değerlendirmelere göre küçük ama çevik şirketler, gelecekte, büyük ama hantal şirketlerden daha değerli olacak

"Başarılı olmak bizi bozuyor." Türkiye sınırları içinde yaşayıp da bu görüşe katılmamak mümkün mü? Zaten itirazı olanlara da somut örnekler hazır. Şöyle ki: "En tehlikeli atalet türü başarının getirdiği atalettir. Bu yüzden başarılı oluyoruz ama başarılı kalamıyoruz. Galatasaray UEFA Kupası'nı aldı ve dağıldı. Çocuklar Duymasın, Kurtlar Vadisi dizileri efsane oldukları anda krize girdiler."

Bu durumda soru şu: "Biz neden böyleyiz".

Kişisel gelişim uzmanı Mümin Sekman soruyu şöyle yanıtlıyor:

"Takım çalışması gibi şeyler Türk insanının ruhuna ters. Bir grup Türk başarılı olduysa, kısa bir süre sonra birbirleriyle kavga edip dağılacaklarından emin olabilirsiniz. Bunun nedenleri başarıyı paylaşamamamız, profesyonel iş kültürümüzün zayıflığı ve başarıyla gelen ego şişmesidir. Kültürümüzün arabesk yapısı nedeniyle insanımız başarısızlığa nasıl dayanacağını biliyor ama başarılı olunca ne yapacağını şaşırıyor."

Çeviklik özümüzde var

Hiç mi şansımız yok? Tabii ki hayır! Başkaları takım çalışmasına yatkınlarsa biz de 'çeviğiz'. Bu da günümüz iş dünyasında başarının en değerli anahtarlarından biri.

Sekman ve Utku diyor ki: "Çeviklik bizim özümüzde var. Yıllardır bedelini ödediğimiz göçebeliğin, en büyük faydası çevikliğe yatkın bireyler yaratmasıdır. 'Göç yolda düzelir' anlayışı çeviklik için uygun bir anlayıştır."

"90 yöneticiye sorduk"

Management Center Türkiye ve Barem Research, 'Türkiye'nin en çevik şirketlerini' belirlemek için bir araya gelerek bir anket çalışması yaptılar. Bu kapsamda Türkiye'nin önde gelen sektörlerine dağılan 90 büyük şirketin patron, CEO veya diğer üst düzeydeki yöneticileri arasında bir anket düzenlediler.

'Çevik' tanımına uygun şirketleri belirlemeleri için yöneticilere beş temel kriter verildi.

Bu kriterler; 'Pazara uyum sağlama ve tepki verme; Değişken ve esnek maliyet yapısı; Modüler yapı, dış kaynak kullanımı ve ekosistemden faydalanma; Her kademeye yayılmış kurumsal akıl ve karar verme' olarak belirlendi.

İşadamlarının, bu kriterlere göre yaptıkları sıralama şöyle oldu: "Turkcell, Arçelik, Ülker, Vestel, Coca - Cola/Unilever"
İşte bu araştırmanın sonuçları Mümin Sekman ve Alper Utku tarafından kaleme alınan 'Çevik Şirketler: Kurumsal Ataleti Yenmek' başlıklı, gelecek hafta yayınlanacak olan bir kitaba konu oldu.

Yazarlar, çevik şirketleri, "piyasa şartlarında veya müşteri beklentilerindeki değişikliklere hızlı tepki veren, çevresel belirsizlik durumunda hızlı ve esnek hareket edebilen şirketler" olarak tanımlıyorlar.

Türk iş hayatının ezberi karıştı

Yazarlar, dünyadaki 'yapısal ve yaygın' değişimin dışında kalamayan Türkiye'de iş hayatında bunun somut yansımaları yaşandığını belirterek, şunları söylüyorlar: "Globalleşme, AB'ye uyum işlemleri, Çin ile rekabet, internet, küresel terör, faaliyet dışı kâr imkânlarının ortadan kalkması, kalifiye çalışanların ve müşteri beklentilerinin hızlı değişimi Türk iş hayatının da 'ezberini' karıştırdı.

İşte, çevik şirketler ezber karıştıran değişimlere ve belirsizliğe rağmen yıldırım hızıyla operasyonlar yapıp, göz kamaştıran işler yapmayı başaranlar arasından sıyrıldılar."

Mümin Sekman bu karmaşada öne çıkan çevik şirketleri şöyle yorumluyor:
"Bu şirketlerden bazıları hem büyük hem de hızlı şirketler. Piyasadaki değişimi doğru okuyan, doğru kurumsal stratejiler kuran, ileri teknoloji kullanan, beklenmedik gelişmelere hızlı tepki veren, hızlı kararlar alıp çabuk eyleme geçen, işleri sürüncemede bırakmayan, bürokrasiye aman vermeyip sonuç odaklı çalışan bu şirketler başarılarıyla göz kamaştırıyor.

Vestel iki saniyede bir TV üretiyor. Bir yandan maç izlerken, diğer yandan diziyi DVD'ye kaydedebilen çevik ürünler geliştiriyor. Turkcell 12 yılda 20 milyon aboneye ulaştı.

Ülker Colaturka markasını çevik bir operasyonla piyasaya sürüp bir yılda yüzde 20'ye yakın pazar payı elde ederek Pepsi ve Coca - Cola'yı şoke edebildi. Çevik dağıtım ağı ve hızlı ürün çeşitlemesiyle bisküvi - şekerleme piyasasında yüzde 21 oranında pazar payına sahip ve açık ara birinciliğini yıllardır koruyor. Yeni çağın ruhu hız ve esneklik istiyor. Bu şirketler de buna uygun hareket ediyor."

"Kim kimi yer?"

Yazarlara göre, şirketler büyüklük ve hızlılık kriterine göre sınıflandırdığında dört kategori oluşturuyorlar: "Büyük ve hızlı şirketler, Büyük ama yavaş şirketler, Küçük ve hızlı şirketler, Küçük ve yavaş şirketler. "

İş dünyası genellikle denizlerdeki yaşama benzetilir. Yani büyük balık, küçük balık hikayesi gibi. Ancak, anlaşılan günümüzde sadece büyük değil aynı zamanda da hızlı olmak gerekiyor. Ama büyükler için hızlı olmak o kadar da kolay değil. Eğer, iş dünyasını büyük bir 'deniz' olarak kabul edersek, ortaya şöyle bir soru çıkıyor: "Bu dört şirket türünden kim kimi yer? Hangisi hayatta kalmak ve büyümek için daha şanslıdır?

Köpekbalığı mısınız, sazan mı?

Yazarlar denizleri iş dünyasına şöyle uyarlıyor:

"Büyük ve hızlı şirketler sektörlerinin köpekbalıklarıdır. İş hayatındaki 'en güçlü' şirket türüdür. Bu tür şirketler diğer üç kategorideki şirketleri çok rahatlıkla yutabilir. En rahat, küçük ve yavaş firmaları yutabilirler. Yutmakta en fazla zorlanacakları şirket türü ise küçük ve hızlı olanlardır. Büyük ve hantal şirketin ise önce müşterilerini kapar, sonra da onu halsiz bırakıp teslim alırlar.
Küçük ama hızlı şirketler, barakuda gibi avcı balıktır. Çok küçük ve çok çevik olanları piranhaya da benzetilebilir! Büyük ve hantal firmaların müşterilerini teker teker kaparak onları zayıflatırlar. Hem küçük hem yavaş olan firmayı ise çok kolaylıkla yutarlar.

Balina da yem olabilir!

Büyük ve hantal olan şirketler ise balinadır. Sadece küçük ve yavaş olan firmayı kolaylıkla yiyebilir. En büyük düşmanı, aynı sektördeki küçük ama hızlı şirketlerdir.

Genellikle sektörlerindeki büyük ve hızlı şirketler tarafından yutulurlar. Ya da zamanla "küçülerek", küçük ve hızlı şirketlerin, boğazından geçecek hale gelirler.

Hem küçük hem de yavaş olan şirketleri ise kefal ya da "sazan" balığına benzetebiliriz. İlk üç kategorideki şirketlerin başarısı, bu tür şirketlerin başarısızlığı demektir.

Küçük ve hızlı olan mı kazanır, yoksa büyük ama yavaş olan mı? Değişim bu sorunun cevabını değiştirdi. Çünkü uyum, hızlılık ve çeviklik belirleyici beceri değildi. Yeni yapıda küçük ve hızlı olan, büyük ama yavaş olanın önce yemini sonra kendisini yutabiliyor."

Büyük ve hızlı şirketler

Sektörünün hem en büyüğü hem de en hızlısı olan şirketlerdir. Sayıları çok azdır. Çünkü hızlılık ile büyüklük genellikle birbirlerine ters orantılıdır. Büyüklük bürokrasiyi ve prosedürleri getirip, genellikle sürati düşürmektedir. Mümin Sekman bu şirketlere, Arçelik, Vestel, Efes Pilsen, Turkcell, Ülker'i örnek veriyor. Dünyadan ise Wal - Mart, GE ve Microsoft büyük ve hızlı şirket türüne en iyi örnekler.

Büyük ama yavaş şirketler

Sektörlerinin en büyükleri arasında olduğu halde çok hantal çalışan şirketlerdir. Bu gruba iş dünyasında 'fil firma'da denir. Genellikle bazı yasal korumalarla büyüyebilmiş kurumlardır. Rekabetin az olduğu alanlarda, girilmesi çok fazla sermaye ve uzmanlaşmış teknik bilgi gerektiren sektörlerdeki en büyük firmalar genellikle bu kategoriye girerler. Bu tür şirketlere tipik örnek tekel hakkına sahip olan kamu kuruluşlarıdır. İçki ve sigara üreten Tekel firması büyük ama hantal şirketlere bir örnektir. Kamu bankaları da bu tür şirketlere örnek olabilir.

Küçük ve hızlı şirketler

"Bu tür şirketler KOBİ ölçeğinde olan, ama çok çevik çalışan, talepteki değişimleri çok iyi takip eden, yeni iş koşullarına hemen adapte olan, girişimci ve atak hareket eden, kendini işin gereğine göre çok hızlı bir şekilde yeniden yapılandırabilen şirketlerdir. Bu tür şirketlere 'çevik KOBİ' diyebiliriz. Genellikle fazla kurumsallaşmamış patron şirketleridir ve patronun kişiliği çevikliğin kaynağıdır. Sekman'a göre Dünya Göz Hastanesi, Laila, Dizayn Grup ve Koton bu grubun iyi örnekleri."

Hem küçük hem yavaş şirketler

"İş hayatının yoğun rekabet ortamında ayakta ve hayatta kalmaya çalışan rekabet gücü çok düşük şirketlerdir. Yavaş, yorgun, yılgın ve küçüktürler. İş hayatının 'tutunamayanlar'ıdırlar. Müşterilerini diğer kategorideki şirketlere kaptırmamak için sürekli fiyat kırmak zorunda kalırlar. Dikkate değer başarı öyküleri olmadığı için, örnek verildiğinde de insanlar tarafından bilinmemektedirler!"

Sorun dinliyorlar ama Güzin Abla olmuyorlar

Çevik şirketleri çevik yapan asıl faktör, yönetici liderler. Onlar, klasik yöneticiden çok farklı bir profil çiziyorlar. Şirketin veya ekip üyelerinin sorunlarını dinliyorlar ama hiçbir zaman Güzin Abla olmuyorlar. Bürokrat ve formaliter işlemlerden hoşlanmıyorlar

Para ve psikoloji bir arada:
Nakit para akışı ve çalışanların anlık psikolojisine çok dikkat ediyorlar. Yaptıkları işin para kazanma kısmıyla da ilgileniyorlar.

Adam adama markaj :
Çalışanlara hitaben toplu konuşmalar yapsalar da, buldukları her fırsatta ekip üyeleriyle teke tek ilgileniyorlar. Süleyman Demirel'in, karşılaştığı köy muhtarlarına "Oğlun askerden geldi mi?" diye sormasının sağladığı sadakat, yedi kez başbakan seçilmesini sağlamıştır.

Sokağı izliyorlar:
Bürolarına kapanıp oturmuyorlar. Yol üstünde, yürüyerek yönetiyorlar. Açık kapı politikası izliyorlar. Ekipleriyle elektronik posta almışlarsa hemen cevaplandırarak, onlara duydukları saygı ve özeni gösteriyorlar.

Beyin yıkıyorlar:
Çalışanın aklından geçen düşüncelerin, kendilerinin başarı yada başarısızlığını belirleyeceğini bildiklerinden, çalışanların aklını başıboş bırakmıyorlar. Periyodik konuşmalar ya da eğitimlerle beyin yıkıyorlar.

Güzin Abla değiller:
Çalışanlarını bir sorun getiriyorlarsa, beraberinde bir çözüm de getirmeye zorluyorlar. "Bir sorun getiriyor ama beraberinde çözüm sunmuyorsan, sen de o sorunun bir parçasısın demektir" gibi özdeyişleri duvarlara astırıyorlar. Böylece Güzin Abla'lık yapmadan, ağlama duvarı olmadan şirketin gerçek sorunlarını görme imkânı buluyorlar.

İlişkilerinde samimiler:
Samimi ve doğrudan bir şekilde ilişki ve iletişim kuruyorlar. Saygınlık mesafesini koruyorlar ama bir yandan da çalışanlarına, bir Kayserili işadamının deyişiyle "Başarılı ol, canımı ye" mesajı veriyorlar.

Kendilerini "azınlık" hissediyorlar:
Kaybedenlerin ülkesinde kazananlardan, negatif düşünenlerin ülkesinde pozitif düşünenlerden, suçlayanların ülkesinde sorumluluk alanlardan oldukları için azınlık durumundalar. Tembel, sorumsuz ve negatif insanlara bir şeyler yaptırmaya çalışmak için tüm enerjilerini harcamak zorunda kalmaları en şikâyetçi oldukları konu.

Kendilerini şarj ve deşarj ediyorlar:
Kişisel enerjilerini yüksek tutmaya önem veriyorlar. Genellikle de bunu spor yaparak beceriyorlar. Pozitif enerjiye inanıyorlar ve olumlu enerjinin bulaşıcı olduğunu düşünüyorlar. Üzerlerindeki negatif eneriden kurtulmak için kullandıkları "deşarj" şekillerine sahipler. Hobi sahibiler.

Az para çok iş:
Kaynak yetersizlikleri yaşadıkları noktalarda yaratıcı çözümler bulduklarında çok mutlu oluyorlar. Sınırlı bir bütçeyle, hatta bütçesiz bir şekilde büyük bir iş başarmak kendilerini zeki ve başarılı hissetmelerini sağlıyor. Kendilerine meydan okudukları nokta bu.

Yavaşlıktan nefret ediyorlar:
Yavaşlık karşısında agresifleşiyorlar. Hataya tolerans gösteriyorlar ama sorumsuzluğu cezalandırıyorlar. Kendileriyle beraber, çalışanlarının da sınırlarını zorladıkları için, tembel ruhlular tarafından baskıcı olmakla suçlanabiliyorlar. Ayrıca sonuç odaklı olmaları nedeniyle de mazeretçi tipler tarafından "acımasız" olmakla eleştirilirler.

Atalete izin vermiyorlar:
Atalet konusunda algılama sahibiler. Atalet kavramını bilmeden, ataletle başa çıkılamayacağını biliyorlar. Ataletli personeli veya departmanı hemen tespit edip, karantinaya alıp rehabilite ediyorlar.

İşleriyle evliler:
İşlerine olan tutkulu bağları, bazen mesai saatlerini aşmalarına neden oluyor. Eşleri bir yandan onların başarılarıyla gurur duyuyor, diğer yandan da kendisine yeterince zaman ayıramamasından dolayı burukluk hissediyor.

Trendleri izliyorlar:
Sektörel trendleri ve rakiplerinin ne yaptığını mutlaka izliyorlar. Rekabetçi bir algılamaya sahipler. Her ne kadar sık sık "kendileriyle yarıştıklarını" söyleseler de gözlerini rakiplerinden ayırmıyorlar.

Başarıya sahip çıkıyorlar:
Kariyerlerini gözleri gibi koruyor, hayatlarını başarı merkezli yaşıyorlar. Bazıları aksini iddia etse de "başarmak mı yaşamak mı?" sorusunda "başarmak" şıkkını seçen insanlar.

Mükemmelliyetçi ve gerçekçiler:
Birtakım kritik sorularla başlayan periyodik değerlendirme süreçleri var. Sık sık "Tam olandan eksik olan ne?", "Mevcut şartlarda yapılabilecek en iyi şey ne?" diye düşünüyorlar. Mükemmeliyetçilik ile gerçekçiliğin sentezinden oluşan bir tarzları var.

Formaliteden nefret ediyorlar:
Bürokrasi ve formaliter işleri sevmedikleri için genellikle bürokratlar, müfettişler ve hukukçularla sorun yaşıyorlar. Çevik liderler "etkinlik", bürokratik beyinliler "uygunluk" peşindedir. Bu durum sol sağ çatışması kadar güçlü bir çatışma noktasıdır. Uygunluk liderleri statükoya çektiği için çatışma kaçınılmaz oluyor.

Popüler kavramlara düşkünler:
Çevik liderler genellikle 'marka olmak', 'ekip çalışması', 'sinerji', 'çeviklik' gibi popüler kavramları sık kullanıyorlar.
Bunları sadece konuşmalarında kullanmakla yetinmiyorlar aynı zamanda işlerine uygulayıp sonuç gösteriyorlar. Kendilerini sürekli geliştirmeleri gerektiğinin farkındalar. Kitap okuyorlar, kurslara gidiyorlar.

İlk üç çevik şirket nasıl yorumlanıyor

Şişman şirket olmamak için "Diyet" yapıyor
Mümin Sekman'a göre Turkcell'in başarısı çevik olmasından ve insanların hayatını kolaylaştıran çevik ürünler sunmasından kaynaklanıyor. Shubuo hizmeti bunun en iyi örneği. Ama Turkcell'i bekleyen bir tehlike de var: "Bu başarıyı doğru yönetmek." Sekman'a göre Turkcell bundan sonra büyük şirket yapısı içinde küçük şirket ruhu oluşturmak zorunda. Turkcell'in hantallaşmayı önleyen Diyet adında bir programı var. Düzeltici ve İyileştirici faaliyet, Yaratıcılık, Etkinlik ve Takım Çalışması'nın baş harflerinden oluşuyor.

Elinde çantayla bayileri dolaşan genel müdür

Arçelik, özellikle son iki yılda yaptığı atakla, piyasadaki onlarca yerli ve ithal rakibi arasından sıyrılıp, Türkiye'nin en 'çevik' ve başarılı şirketlerinden biri oldu.

Bir dönem kapıldığı, büyük ve köklü bir şirket olmanın rehavetini üzerinden attı, kabuk değiştirdi.

Yurtdışında şirket satın alarak, riski dağıtma trendini ilk gören Arçelik oldu. Almanya'nın köklü markalarından Bloomberg'i, Avusturya'da Elektra Bregenz'i, Romanya'da Arctic'i satın aldı. 2006'da Rusya'da çamaşır makinesi fabrikası kuracak. Yeni logosu ve 'Robot Çelik' kampanyası ile tüketiciyle yakınlaştı.

Arçelik Genel Müdürü Aka Gündüz Özdemir'in "çevik" kişiliğini şirkete yansıttığı da biliniyor. Özdemir, bugünkü konumuna satış temsilciliğinden yükselerek gelen bir Arçelikli.

Çalışanlar, bir zamanlar elinde çantayla bayi bayi gezip ürün tanıtan Özdemir'in, bugün de aynı ruhu taşıdığını vurguluyor. Özdemir, hiyerarşiyi minimuma indirmesi, yaratıcı düşünceyi desteklemesi, halktan kopmaması, hızlı karar vermesi gibi özellikleriyle biliniyor. Bunun en son örneklerinden biri de son çıkan 'Türk kahvesi' makinesi. Özdemir, Ar - Ge bölümünden gelen Türk kahvesi makinesi üretme projesine, Arçelik'in küçük ev aleti tasarlayıp üretmeme politikasına rağmen, fikri parlak bulduğu için hemen onay vermiş.

Bisküvileri önce patron Ülker tadıyor

Ülker Grubu hakkında anlatılan bir anekdot vardır. Çıkan her yeni ürün piyasaya sunulmadan önce, bir tabağa konur ve Yönetim Kurulu Başkanı Murat Ülker'in masasına getirilir. Ülker, ürünü
tadar. Damağında şöyle bir çevirir, şekeri, unu, yağı analiz eder, onaylarsa iş tamamdır. Ürün birkaç gün içinde 70 bini aşkın satış noktasına ulaştırılmak üzere yola çıkmaya hazırdır.

Ama beğenmezse hiç şansı yoktur. Ülker'in eleştirileri doğrultusunda üründeki eksiklikler giderilir, yeniden üretilip, piyasaya öyle çıkar.
Mümin Sekman'a göre, bu anekdot Ülker'in çevik şirket olduğunun en önemli göstergesi.

Şirketin diğer bir stratejisi de 'gizemli' olması.

Sekman, "Kendilerini göstermeye yönelik bir çaba içinde olmamaları onları daha da ilginç kılıyor. Ülker bir fenomen. Efsane ve esrarengiz işler başaran bir fenomen. Operasyonel çeviklikte çok güçlü.

Bir ürünü alıp 7 günde 70 bin noktaya dağıtmak, satılanın tahsilatını anında yapabilmek gibi..." diyor.

Sekman, Ülker'in Anadolu'da kurduğu çevik dağıtım ağı sayesinde, uluslararası rakiplerine geçit vermediğini belirterek, şirketi şu sözlerle yorumluyor: "Ülker, Anadolu'nun hakimi. Muhafazakâr değerlere sahip olması da büyük bir avantaj. Anadolu'ya sosyetik kodlarla girerseniz başarılı olamazsınız."

http://www.milliyet.com.tr/2004/08/31/business/abus.html

Medya: NTV