BASINDAN

İnsanları başarıya kışkırtıyoruz!

İnsanları başarıya kışkırtıyoruz!

Kişinin öncelikle değişimi kendisinin istemesi ve değişimin içten gelmesi gerekiyor. Dışarıdan zorlama ile yapılan görünürde değişim olsa bile, köklü ve kalıcı değildir. Dıştan içe dönük yani reaktif değişim bir süre sonra saman alevi gibi söner.

Kişisel Gelişim Derneği Başkanı olan Mümin Sekman'ın hakim kılmaya çalıştığı kültür de budur. Şöyle der: ''Reaktif değişimde birtakım olaylar olur, bu olayların sizin üzerinizde birtakım etkileri olur ve bu etkiler sizi belli biçimlere sokar. Bu dıştan içe doğru yaşanan değişim. Bir de içten dışa doğru yaşanan değişim var. Bizim kişisel gelişimin Türkiye'de hakim kılmaya çalıştığı, proaktif değişim türü.''

Sadece değişim konusunda değil, hayatın bütün alanında proaktifliği tercih eden, onun yenilik, azim, sevgi, merhamet, farklı olma gibi gereklerini üzerinde taşır. Proaktif kişi; sıradan olmadığı gibi, 'zuhurata' da tabi değildir. (N.SEZİK)

Mümin Sekman

Hukuk fakültesi mezunu. Kişisel gelişim dünyasında seminer yöneticisi, editör, yazar olarak yer aldı. Öğrenme, aktif düşünme teknikleri konularında seminerler vermektedir. Kişisel Gelişim Derneği'nin kurucuları arasındadır ve halen başkanlığını yürütmektedir. Sekman'ın yayınlanmış Kesintisiz Öğrenme, Yol Aç, Türk Usulü Başarı adlı eserleri bulunmaktadır.

Mümin Sekman: "Şu toplumun yüzde 95'i hayatından memnun değil. Başarılı ve mutlu olan, hayatından memnun olan yüzde 5'lik, yüzde 10'uk kesimdir. Hepsi hayatını değiştirmek istiyor. Ama buna karar veremiyor. 'Yarın yaparım, öbür gün yaparım.' diyor. Biz buna karar vermek için en doğru zamanın bu an olduğunu söylüyoruz."

Değişim kavramı sizin için ne ifade ediyor?

Değişimden benim anladığım farklılık, yenilenme. Bunu kişisel gelişim literatürüne göre ele alırsak, değişim var olan halimizden olmak istediğimiz halimize doğru bir geçiş sürecidir. Biz 'Hayatınızı değiştirin veya kendinizi değiştirin.' sloganından bunu anlıyoruz. Bir mevcut hayatımız var, bir de olmasını istediğimiz hayatımız var. Değişim de bu mevcut halimizden olmasını istediğimiz halimize doğru yaşanan bir geçiş sürecidir.

Aşılması gereken sorunlarınızı, düşüncelerinizi, inançlarınızı nasıl hallediyorsunuz?

Öncelikle kendi içimde olayı sorun haline getirmiyorum. Sorun haline gelmiş bir şeyi çözmek vardır, bir de sorun haline gelmesini engellemek vardır. Kişisel gelişimin bana öğrettiği en önemli şey şu oldu: Ben kafama filtre takabilirim. Kafamda yaşadığım olayların benim üzerimdeki etkisini denetleyen bir filtre var. Ben buna 'iç prezentasyon tekniği' diyorum. Olayları kendi kendime sunma biçimi. Çünkü başımıza gelen olayları biz belirleyemiyoruz, seçemiyoruz. Ama o olayların üzerimizdeki etkisini biz seçiyoruz. Peki bu nasıl yapılabilir? Bunun birtakım teknik işlemleri var.

Alt temsil sistemlerinden bahsediyorsunuz. Bunları hayatına yansıtmak isteyen, nasıl kullanmalıdır?

Bunun iki temel yönü var. Birincisi kendi beyin tipinizi tanımanız gerekiyor. Görsel misiniz, sözel misiniz, kinestetik misiniz, beyin tipinizi tespit ediyorsunuz. İkincisi bu beyin tiplerinin alt temsil sistemleriyle ayarlamalar yapmanız gerekiyor. Kafanızın içinde bu işlemleri yaptıktan sonra görüntü ve sesin bedendeki etkisini de gözlemlemek gerekiyor, kinestetik boyutu da algılamak gerekiyor. Bütün bunların ayarlamalarını yaptıktan sonra üçüncü aşamaya geçiyoruz. Üçüncü aşama kontrol etme. Artık başınıza gelen olayın sizin üzerinizdeki etkisini renklerle, seslerle oynamak suretiyle kontrol edebiliyorsunuz. Bir süre sonra otomatikleşiyor. Siz sadece ne istediğinize karar veriyorsunuz. Beyin gerisini tamamen kendi kendine yapıyor.

Sizce değişim bir moda mı? Yozlaşmak ya da benzemek de değişimin içerisine girer mi?

Değişim aslında her zaman vardı ve hep de var olacak. Ama insanlar arada bir değişimi algılarlar; 1980 döneminde olduğu gibi. Değiştiğini algıladı. İki türlü değişim var. Kişi değiştiğini algılayarak değişir, ikincisinde kişi değiştiğini fark etmeden değişir. İnsanlar zaten hep değişiyorlardı. Ama değiştiklerini fark etmiyorlardı. 1980 sonrasında değişimin diğerlerinden farkı, hızlı olması. Çok yönlü ve hızlı bir değişim süreci yaşanınca kişiler 'Ne oluyoruz?' 'Nereden nereye gidiyoruz?' diye değişimin koordinatlarını belirleme arayışına girdiler. Bazıları değişimi, birine benzemek olarak da algılıyor. Değişimin amacı birine benzemekse bu taklittir. Ama değişimin amacı kendi gerçeğini bulmaksa bu bizim asıl bahsetmek istediğimiz, olmasını önerdiğimiz gerçek anlamda pozitif yöndeki değişimdir. Başka bir ifade ile gelişimdir.

Değişim bir süreç midir yoksa bir seferde olup biten bir olgu mudur?

Sosyal olaylara bakarsak değişimde üç unsur belirleyicidir. Bir, belli nedenler vardır. İki, süreçler vardır bir de sonuçları vardır. Değişimde belli nedenler, belli süreçler sonunda belli sonuçları meydana getirirler. Ama o sonuçlar başka bir değişimin nedenleri olmaya başlarlar. Her değişim bir yerde bitse de yeni bir değişimin de başlangıcı olur. Değişim hem bir yerde biten hem de aynı zamanda bittiği yerde yeniden başlayan bir süreç. Hem sonu var hem yok. Aslında bir sonu var, kesintisiz bir şekilde devam ediyor. Ama ara durakları var.

Değişim içten gelen bir şey mi olmalıdır?

Ben onu değişimin yönü gibi algılıyorum. Bir proaktif değişim var, iki reaktif değişim. Reaktif değişimde birtakım olaylar olur, bu olayların sizin üzerindeki birtakım etkileri olur ve bu etkiler sizi belli biçimlere sokar. Bu dıştan içe doğru yaşanan değişim. Bir de içten dışa doğru yaşanan değişim var. Bizim kişisel gelişimin Türkiye'de hakim kılmaya çalıştığı, proaktif değişim türü. Kişinin kendi gerçek ilgi ve isteklerini çevresindeki ortama hakim kılma, ona göre bir ortam oluşturmak için yaptığı değişimdir. Bunu öneriyoruz. Ama diğerini de ihmal edemeyiz. Çünkü o da oluyor. Dışarıdan yapılan etkilerle hepimiz bir yerlere sürükleniyoruz. Yani istesek de istemesek de ondan etkileniyoruz. Reaktif değişimin kültürel anlamdaki adı içselleştirmedir. Çevrenizdeki kültür çok pozitifse, güçlendiren bir kültürse sorun yok da; ama negatif, eleştiren bir kültürel atmosfer içerisindeyseniz o zaman herkes proaktif değişimci olmak zorunda.

Ne yapıyorsunuz da bu insanlar, bir süre sonra değişmeye karar veriyorlar?

Biz insanlara değişmeleri gerektiğini hatırlatıyoruz, bunu zaten biliyorlar, sadece hatırlatıyoruz. İki; değişebileceklerine, bu değişim sürecini başarabileceklerine inandırıyoruz. Üç; değişimle ilgili önlerine bir model koyuyoruz. Onlar yaptı oldu, sen de yapabilirsin. Bir de insanları kışkırtıyoruz. Diyoruz ki 'Sen bu hayatı seçtin. Bazen mutsuz olmak, başarısız olmak için fazladan çaba harcamanız gerekiyor.' diyoruz. Bunlar da kişileri cesaretlendiriyor. Kendilerine ve çevrelerine meydan okumaya başlıyorlar. Bu da kişisel değişimin ilk adımı oluyor. Burada önemli olan kişilerin kafalarındaki duygusal iklimi negatiften pozitife çevirmek ve onları güçlendirmek.

Bir de onlara değişim kararını aldırmaya çalışıyoruz. Çünkü insanlar değişmesi gerektiğini biliyorlar. Şu toplumun yüzde 95'i hayatından memnun değil. Başarılı ve mutlu olan, hayatından memnun olan yüzde 5'lik, yüzde 10'luk kesimdir. Hepsi hayatını değiştirmek istiyor. Ama buna karar vermiyor. Yarın yaparım, öbür gün yaparım. Biz buna karar vermek için en doğru zamanın bu an olduğunu söylüyoruz.

Gözlemlediğiniz ve somut olarak insanları değişim arayışına iten nedir?

İnsanlar hayatlarından memnun değiller. Ondan dolayı hayatlarını değiştirmek istiyorlar. İki; 1980 sonrasında insanların kendilerinden beklentileri arttı. Eskiden insanlar kendilerini alt statüde görürlerdi, ama şimdi herkes her şeye sahip olmak istiyor. Çok şeye sahip olmak isteyince de insanların ödemeleri gereken bedeller artmaya başladı. Bedeller artınca da kendi kişisel yetersizliklerini görmeye başladılar. Bu kişisel yetersizliklerini görünce de değişmesi gerektiğini anladılar.

Gelenler sizi tanıdıktan sonra değişimin ihtiyacını mı hissediyorlar, yoksa 'Bize güzel şeyler anlattınız bir de biz denesek nasıl olur?' mu diyorlar?

Seminerlerimize bazı insanlar değişmeye hazır halde geliyorlar. Yaşadıkları birtakım olaylar veya kendi iç süreçleri onları tam değişime hazırlamış, bardak dolu, biz bir damla üzerine koyuyoruz hemen taşıyor. Bunlar en kolay değiştirebilen kesimdir. Bir diğer kesim, çevresinde kendileri gibi gelişmeye hazır bir iklim görünce o çevresindeki insanlardan etkilenip değişmeye başlıyorlar. Kitlenin psikolojisine kapılarak hareket ediyorlar. Bir diğeri da daha önce düşünmediği bir şeyler üzerinde düşünüyor. Kendi hayatının bütün koordinatlarını algılıyor. En çok seminerlerimizde bunu vurguluyoruz ve bu çok etkili oluyor insanlarda.

Genellikle insanların değişim geçirmesi önce hızlı, arkasından biraz yavaşlıyor, bir süre sonra başladıkları noktaya geri dönüyorlar. Böyle durumlara ne gibi çözüm önerilerinde bulunuyorsunuz?

Bu biraz insanların kişilikleriyle ilgili. Bazı insanlar çok duygusaldır. Değişimle ilgili fikirlerden etkilenip, çok ciddi bir değişim yaşıyorlar. Ama bu değişim temelsiz, plansız bir şekilde yaşanmış bir değişim. Biz onlara değişimi istikrarlı bir şekilde yapmak için program öneriyoruz.

Çok hızlı bir şekilde değişim yaşayıp tekrar filmin başına döndüğünü düşünen kişiler var. İlk haftalarda çok yoğun bir etkilenme vardır. Yaklaşık üç ay içerisinde bu etki devam eder. Biz onun kafasına yeni bir kültür, yeni bir program, yeni bir zihniyet yerleştiriyoruz. Bu zihniyeti kesintisiz bir şekilde yeni bilgilerle, örneklerle beslemek gerekiyor. Bizim verdiğimiz kişisel gelişim bilgi ve örnekleriyle kişi üç ay gidebiliyor. Eğer kafasına yeni bilgiler, yeni örnekler ve yeni düşünceler, o zihniyeti destekleyecek yeni argümanlar yerleştirmezsek, bir süre sürüklenerek bulunduğu yere doğru gelmeye başlıyor. Bizim kesintisiz bir şekilde gelişmek, değişmek isteyen insanlara önerdiğimiz şu; ''Bir kitap okudum hayatım değişti.' düşüncesiyle hareket etmeyin. Bunlar küçük değişimlerdir.''

Kişiler değişim geçirdiklerinde veya değişim geçirdiklerini söylediklerinde size ne gibi tepkiler veriyorlar?

Her ay yaklaşık 30–40 tane bana mektup gelir. Bu mektupların yarısı 'Seminerinize katıldım hayatım değişti. Kitabınızı okudum hayatım değişti.' tarzında. Bende ısrarla onlara şunu söylüyorum: 'Bu değişimin kalıcı olmasını istiyorsanız, devam edin. Bu iş bir kitapla olmaz, bir seminerle olmaz. Olursa üç ay olur. Üç ay sonra tekrar bulunduğunuz noktaya dönmüş gibi hissedersiniz kendinizi.' İnsanları sürekli pozitif iklimde tutmaktan daha da önemlisi, onu bilgi ve beceri ile donatmak.

Bu değişim dalgasının arkasında ne var? Bütünsel olarak baktığımızda ufukta ne görünüyor?

Değişim hep vardı; ama bu son milenyum döneminde hızında bir artış meydana geldi. Bunun nedeni de iletişim kültürünün hakim olması. Telefon, televizyon, internet gibi faktörlerin ön plana geçmesi. Değişimin hızlanmasının ve artmasının nedeni bu. Bu değişimin nereye varacağı konusunda ise biraz istatistiklere bakmak gerektiğini düşünüyorum. Bu istatistikler gösteriyor ki Türkiye, Doğu kültüründen Batı kültürüne doğru bir değişim yaşıyor. Bir diğer değişim de nüfus hareketlilikleri nedeniyle köy kültürü, kente hakim olmaya başlıyor. Bireysel anlamda da, konfora yönelik bir değişim var. İnsanlar konfora önem veriyor ve konforlu bir hayat yaşamak için bir şeylerini değiştirmeye veya çevresindeki bir şeyleri değiştirmeye çalışıyor.

Medya: www.zaman.com.tr
Tarih: 15.06.2000