BASINDAN

Öğrenilmiş çaresizliğim

Bugünlerde atıl bir dönem geçiriyorum Nedenini sormayın ;çünkü cevabını ben de bilmiyorum. Bu atıllığımın devam ettiği günlerin birinde içimde birden bire alevlenen "İşe Yarama" duygularımdan hareket ederek dışarı çıktım.

Çalışmalarını yakından izlediğim, sohbetinden ve çalışmalarından ötürü büyük sevgi beslediğim Kadıköy Halk Eğitim Merkezi müdiresi Serpil Güleçyüz hocamı ziyarete gittim.Daha giderken şahsından ve onun başarılarından çok şey alıp tekrar iş yapma heyecanıyla ofise geleceğimi biliyordum.

Yılların kendisine kazandırdığı deneyimleri insanlara aktarmaktan zevk alan Serpil hanım bendeki sönük ruh halini fark etmiş olmalı ki bana özellikle okumam için bir kitap verdi. Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada bütün dikkatleri üzerine çeken bir yazar Mümin Sekman'nın kitabıydı "HER ŞEY SENİNLE BAŞLAR" Kitaba başlarken aynen şöyle söylüyor Sekman "Kişisel Kurtuluş Savaşınızı Başlatın".

Bu kitabı kısa sürede okudum. Ve kendimde ilk gördüğüm şey şuydu: Öğrenilmiş Çaresizliğim.

Yazar Sekman bunu şöyle tarif ediyordu kitabında Öğrenilmiş çaresizlik bir canlının defalarca denediği halde istediği sonucu alamaması durumunda bir sonraki denemesinde başarısız olacağını beklemesinden dolayı, deneme cesaretini kaybedip hiçbir şey yapamamamsı halidir.

Yani öğrenilmiş çaresizlik bir daha deneme cesaretini kaybetmekti. Sürekli başarısızlık korkusuyla hareket etmekti. Kendine olan güvenini başarabilirim inancını kaybetmekti. Öğrenilmiş çaresizlik zihne takılmış bir psikolojik kelepçeydi.

Örneğin yabancı dil kursuna başlamışızdır. Yeni kelimeler ve kuralar öğrenir unuturuz. Bir daha ezberleriz bir daha unuturuz Sonunda ise kafama girmiyor deyip çaresizlik marşını okumaya başlarız.

Ya da genç çiftimiz yeni evlenmiştir. Kadın ilk günden kocasını kafasındaki ideal erkek modeline yönlendirmek için harekete geçer. Ona çoraplarını yere atmamasını, ev işlerine yardım etmesini ,özel günlerde hediyeler almasını öğretecektir. Defalarca uğraşır.Ama karşısındaki taş fırın erkek direnişi yüzünden sonuç alamaz. Sonunda da kaderine küsüp onu olduğu gibi kabul eder.

Gelelim kadınlara ve bilinçli kadınlarla bilinçsiz olduğunu iddia edikleri kadınlar arasındaki ilişkiye.Dilerseniz öncelikle bilinç nedir diyelim.bilinç us'dan gelir.Us ise akıl manasındadır.İşin aslına bakarsak, kendilerince okumuş bizlerce aydın kadın kabul edilen kadınlarımız en radikal erkekten bile daha sert aslında hemcinslerine.Çevremize şöyle bir bakarsak bir çok kadın kuruluşu görürüz.Bu kuruluşların kimisi sivil toplum girişimi,kimisi devlet eliyle kurdurulmuş kurumlardır.Hepsinin ortak olan yanıysa kadını aciz ve korunmaya muhtaç varlıklar olarak görmeleridir.

Aslında onlarda çok iyi bilmektedirler ki kadınlarımız, öğrenmekten aciz değiller. Bir şekilde kendi hayatlarıyla ilgili karar almaları engellendiğinden bu aczin içine düşmüşlerdir.yoksa anlı şanlı profesörlerimizin iddia ettikleri gibi kadınlarımız erkeğe göre daha kaderci değillerdir.Asılolan eğitimsizliktir hatta bilinçli eğitimsizliktir.Kadın kuruluşlarımız ne yapar.Kendi ilkelerine göre cahil, geri bırakılmış, dünyadan ve kadın olmanın güzelliklerinden habersiz kadınlarımıza hayatın anlamını öğretmeye çalışırlar.

Buraya kadar her şey güzel. Fakat bunu yapanlar evlerine biraz geç kaldıklarında belkide kocaları tarafından boş işlerle uğraşmakla suçlanmaktadırlar hatta içlerinde bazıları sırf bu sebeple şiddet görmekte bile olabilirler. İşte bu sebeplerle ezilmişliğinin acısını çıkarabilmek amacıyla daha bilinçli kadınlar yaratmak için daha bir şevkle sarılırlar işlerine, fakat işi tersten yaptıklarının farkında bile değillerdir.Sorarım size ey kadın kuruluşları ve çok bilen uzmanlarımız.

Arkadaşım sorun kadında mı ki sen düşmüşsün peşine" gel seni eğiteyim" diye. Bence sorunun kaynağı ata erkil yapımızdadır. Ben kadın derneklerinin ve devlette bu işi planlayanların yerinde olsam işe aileden başlar ve beşikten mezara kadar erkekleri eğitirdim. Yoksa kadını eğitmişsin eğitmemişsin erkeğin çokta umurunda .Neyse, bunlar sosyal faaliyet tabiî ki.. Hoş. Kızmasınlar ama hem bana hem de erkeğe göre çoğu boş. Sözünün özü hangi erkek karşısında kendinden daha eğitimli daha güçlü bir kadın görmek isterki.

Eveeet. İşte hoş geldin öğrenilmiş çaresizlik.

Bu durumdan kurtulmak için Yazar Mümin Sekman şöyle diyor ; Hiçbir şeye sahip olmadığınız halde, her türlü engele rağmen yapmanız gerekenleri yapabilmelisiniz Atatürk'ün Gençliğe Hitabesinde dediği gibi " vazifeye atılmak için içinde bulunduğun vaziyetin imkan ve şartlarını düşünmeyeceksin.

Başarı için ya hedeften vazgeç. Kendini bırak ve bir daha deneme Müslüm Gürses'in "Kul Kaderini Yaşar,Bahtına ne çıkarsa şarkısını dinle . Bunalıma gir ve hiçbir şey yapma.

Ya da hayatındaki bütün olumsuzluklara rağmen şimdi ve buradan başla..Sorunun değil çözümün parçası olmayı,suçlamak yerine sorumluluk almayı dene.Arkamıza kendimizi aldığımızda yapamayacağımız hiçbir şey yok.

Haydi kişisel kurtuluş savaşımızı başlatalım ne dersiniz. Belki de başarı yanı başımız da.Bunu bana fark ettirdiğin için teşekkürler Serpil Hoca.....

Medya: http://www.istanbulumgazetesi.com/
Tarih: 17.02.2006