BASINDAN

Şu ata binmeyi bir öğrenseydik!

Sistem analistleri sık sık, yeni bir döneme girildiğini ve bu dönemin adının da "İletişim Çağı"olabileceğini söyler oldular.

"Toplumsal ilerleme" adına insanlığın geçmişte kaydettiği Tarım ve Sanayi devrimlerinin aksine gerçekleşmekte olan İletişim devrimi, hem kralların hem de ulusal ve küresel sermaye gruplarının gücüne meydan okuyacağa benziyor.

"İletişim Çağı"nın henüz paradigması belirlenmedi ama, kullanacağı malzemenin bilgi olacağindan kuşku yok! Tarım devriminin malzemesi kuvvet ve kalabalık aile yapılanması iken paradigması soy olarak tebarruz ediyordu. Sanayi devriminin kullanacagı aracın para, yaslandığı stünun da Burjuva oligarşisi olduğuna hepimiz yaşayarak şahitlik yapıyoruz...

Yeni dönemin en bariz özelliği kuşkusus bilginin önplana çıkması olacaktır; hatta bundan dolayı bu döneme "Bilgi Çağı" diyenler bile var! Yalnız burada bir sisli alana dikkat çekmek isterim ki, bence bu önemlidir! Adına ne denirse densin, yeni dönemde söz sahibi olacaklar "Bilgili" olanlar değil, "Bilgiyi kullananlar" olacakltır!

Burada mazareti de tüketmiş oluyoruz: Kralın veya Ağa'nın soyundan olmadığımız için "Sefiller"i oynadığımızı, sermayemiz olmadığı ve bu yüzden de ençok sevdiğimiz nesnenin "zincirlerimiz"oluğu yolundaki argümanlarımız gümlemiş durumda...Artık, "Urfa'da Oxfort vardı da ben mi okumadım?" sözleri de eski cazibesini yitirmek üzere... Bilginin anahtarı 29 harftir, onu kullanmasını bilen herkes bilgiyle el sıkışabilir.

Am buda yeterli değil...

Kendimi öne çıkarma içgüdüsü ile değil, bir durumun farkına iyi varılması noktasından yola çıkarak söylüyorum, bu satıların yazarının da tüm tahsil hayatı İlkokul ile sınırlıdr. Ama ben bilginin anahtarının 29 harfte, matamatiğin formulünün de 0-9 rakamlarından ibaret olduğunu keşfedeli yıllar oldu. O keşfi yaptığım günden beri durmadan okurum... Bir hesaplama yapsam, otuz yıldır, haftaya belki ortalama iki kitap düşer... İsterseniz, okuma sevgisi senin genlerinde varmış deyin, isterseniz tahsil yapamamış olmanın kazandırdığı gizli kompleks deyin, ne derseniz deyin, hep okudum.. Birçok demokratik ülkede yasaklanmış olmasına rağmen İtalyan yazar Malaparta'nın Hükümet

Darbesi Tekniği'ne varana kadar okudum.. Mesela okuduğum beslenme ve diyet kitaplarından öğrendiklerimden en az 2-3 adet kitap yazabilirim.

Fakat...Bu satırların yazarı, yine 30 yıldır, 30 kilo fazlalığı üzerinde taşımaktadır!

Daha bildiğim halde yapmadığım okadar şey varki, "gerçekten diyecek söz bulamıyorum" hafiflikleriyle geçiştirilemez!..Dikkat edilirse "yapamadığım" yerine "yapmadığım" tabirini kullandım. R. Bandler, Değişim için Beyninizi Kullanın adlı kitabında "aslında insanlar ben yapamıyorum derken, ben yapmıyorum demek isterler"sözleri ile zihinsel manipülasyona dikkat çeker.

Peki, bilipte yapmıyan beyinler ne işe yarar, veya bu durumun bir adı varsa ne olabilir?

Bilipte yapmıyan beyinleri belki, şair İsmet Özel'in dizelerinden yolaçıkarak "teneşir tahtası olarak kullanabiliriz." Ancak, bir durumun "Ne"sini "Neden"ini ve "Nasıl"ını bilipte yinede yapmamanın adı usta iletişimci Mümin Sekman'a göre atalettir...(1)

Tüm bu söylediklerimden bilgiyi hafife aldığım sonucu çıkarılsın istemem. Bilgi elbette çok önemlidir; onu ben köydeki evimizin ambarına konan buğdaylara benzetirim. Rahmetli Anam, buğdayları zamanı gelince ambardan çıkartıp, önce un, sonrada ekmek yapıp bize yedirirdi; biz de hoplar, zıplar, ata biner, bağ bellerdik... Ne katı zeminler dayanırdı gücümüze, ne deli atlar kurtulurdu elimizden..

Şimdi buğdayları kafamızın içindeki ambara boşaltmasını biliyoruz ama, bir türlü oradan çıkarmasını beceremiyoruz. Ata da binemiyoruz, ciritte atamıyoruz..

.Bir kış günü, ve kahvede Nasrettin Hoca konuşuyor:

"Arkadaşlar!" diyor, "Timur'un çiftliğine iki at gelmiş bırakın binmeyi benim diyen seyisler yanların bile yaklaşamıyorlar. Baktım herkes tısmış. Kendi kendime, "gençlik öldümü" be!' dedim ve tuttum atın yelesinden, taktım ayağımı..." ve 'bir sıçradım' demek üzere iken, kahvenin kapısından Timur'un çiftlikteki adamlarından biri girmiş. Hiç bozuntuya vermeyen Hoca, yüzünü hafifce kahve cemaatına çevirerek, "Velhasıl arkadaşlar, bende binemedim" demiş.

Kemal Tahir, ".At'tan inen Türk, Bisans'ın atalet virüsüne yenik düştü" diyor.(2)

At'a binmeyi yeniden öğrenmeliyiz...Atalarımız boşuna dememiş, "At binenin, kılınç kuşananın"diye...

(1)Her Şey Seninle Başlar, Mümin Sekman

(2)Ulusal Ataleti Yenmek, Mümin Sekman

Medya: http://www.interturk.biz/tr/
Tarih: 30.03.2006